Muaz İbni Cebel’in Yaptığı Dua

Muaz_Ibni_Cebelin_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Yâ Zelcelâli vel ikrâm, yâ Erhamerrâhimîn. Teveccehtü ileyke. Allâhumme innî esfelüke bienneke entellâhü lâ ilâhe illâ entel vâhidül ahadül ferdüssamedüllezî lem yelid velem yûled velem yekûn lehü küfüven ahadün.

Türkçe Anlamı:

Ey celâl ve ikram sahibi. Ey Erhamerrâhimîn. Sana teveccüh ettim. Senden isterim, Çünkü Sen Allah’sın. Senden başka ilâh yoktur, ancak Sen varsın, teksin, Samedsin.

Açıklama:

Bu duâ çok takdire şâyandır. Ashabı kiramdan Muâz ibni Cebel, bu duâya geceli gündüzlü devam etmiştir ve bizlere de devam etmemizi tavsiyede bulunmuştur. Bu duâda Hakka sığınmak, O ‘ n a bağlanmak, O’na dayanmak vardır. Ayrıca tevhid hakkında geniş mânalar vardır, lhlâs süresindeki sıfatlar bu duâda mevcuttur.

Bu duânın önemi hakkında bir çok hadis-i şerifler ittifak halindedir. Bilhassa bu duânın yangın ve zelzele anında yapılması çok makbuldür. Ayrıca rüzgâr şiddetli estiği zaman yine bu duâ okunur. Hastalara şifa için ve daha bir çok sıkıntılar için de okunur.

Hidayet İsteme Duası

Hidayet_Isteme_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Allâhumme innî es’elüke biennî eşhedü enneke. Entellâhu lâ ilâhe illâ entel ahadü’ssamedü ellezî lem yelid velem yûled ve lem yekün lehü küfüven ahadün.

Türkçe Anlamı:

Allah ‘ım, Senden isterim; zira ben şehadet ederim ki Senden başka ilâh yoktur. Ancak Sen varsın. Zira Sen; hiç bir zaman doğurmayan ve doğurulmayan ve hiçbir eşi ve benzeri olmayan bir Samed’sin.

Açıklama:

Bu mübârek duâ peygamberlerin yapageldikleri duâdır. Bu duâya daha çok yatarken devam edilmesi tavsiye edilmektedir.

İman Tazeleme Duası

Iman_Tazeleme_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Bismillâhirrahmanirrahim,
Âmentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihi ve rusulihi vel yevmil âhiri veI ba’si ba’del mevti ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallâhi teâla vel hisâbu vel mizânu vel cennetti ven-nâru  hakkun küllüha. Vallâhu teâla vâhidün lâ min tarikil adedi velâkin min tarikin ennehu lâ şerike lehu lem yelid ve lem yûled ve lem yekun lehu küfüven ahadün.

Türkçe Anlamı:

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.
Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, öldükten sonra dirilmeye inandım. Kadere, hayır ve şerrin Allah tarafından olduğuna; hisab, mizan,cennet ve cehennemin hak olduğuna inandım ve imana getirdim. Allah Teâlâ tektir, ortağı da yoktur, doğurmadı ve doğurulmadı ve O’na hiçbir şey eş olmadı.

Açıklama:

İman tazeleme duâsı çok önemli bir duâdır . Akşam sabah bu duâya devam edilmelidir. Allah’ın bütün düsturlarına kesinlikle inanmak üzerimize farzdır. Her cuma akşamları , bu duâya devam etmek lâzımdır. imanlı insanın devamlı okuyacağı duâ budur . Ağıza, buruna veya kafaya küfür söylenirse, hemen arkasından şu yukarıdaki duâyı en az üç defa okumak gereklidir. İnsana manevî bir yardımcıdır. Büyüklerimiz ve bilginlerimiz bu yolu takip eylemişlerdir. Aksi halde hatalara düşmek ve bir daha bu hatalardan kurtulmamak mümkündür . Hz. Peygamberimiz bize bu hususta çok tavsiyelerde bulunmuştur.

İmanla Can Verme Duası

Imanla_Can_Verme_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Allâhumme innî es’elüke hayrel mes ‘ele ti ve hayredduâi ve hayrennecâhi ve hayrel ameli ve heyressevabi, ve hayrel hayati ve hayrel memati ve sebbitnî ve sakkil mevâzînî ve hakkik imanî verfeğ derecetî ve takabbel salâtî, vağfir hatîetî. Ves es’elükedderecâtil ulâ minel cenneti, âmin.
Allâhumme innî es’elüke fevâtıhel hayri ve havâtımehu ve cevamiahu ve evvelehu ve âhirehu ve zâhirehu ve bâtinehu, vedderecâtil ulâ minel cenneti. Allâhumme innî es’elüke en tübârike lî fî sem’i ve fî basarî, ve fî ruhî ve fî halkî ve fî hulugi ve fî mahyâye ve fî memâtî ve fî amelî. Allâhumme ve takabbel hasenâtî ve es’elükel ulâ minel cenneti.

Açıklama:

îmanla ölmek için bu duâyı akşam sabah okumak icabeder. Çünkü insanın en büyük saadeti imanla ölmektir. En büyük devlet iman devletidir. Para dünyada insanın sermayesi olduğu gibi, iman da âhiretimizin sermayesidir. Hele insanın son nefesi çok mühimdir. Kelime-i şehadetle öimek, imanı muhafaza ederek emaneti sağlam olarak Hakka teslim etmek ne büyük bir mürüvvet ve ne mutlu bir devlettir.
En büyük sermaye imandır, işte bu duâyı devamlı okuyan insan, Allah’ın emri ile imanla çene kapatacaktır. Allah cümlemize, iman nasip eylesin, âmin.

İmanı Muhafaza Duası

Imani_Muhafaza_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Bismillâhirrahmanirrahim,
Allâhumme sellimnâ ve sellim dinenâ velâ teslüb vakten-nezği imânena, velâ tusallit aleyna men lâ yehâfüke velâ yerhamna. Verzuknâ hayreddünya vel âhireti inneke alâ külli şey’in  kadir.

Açıklama:

Bu dua iman ve din duâsıdır. Son nefeste imanla gitme arzusunun açıklanmasıdır. Dünya ve âhiret sahasında, hayır istemeğe mâtuftur. Korktuğumuz, son nefesimizde iman ile can vermeyi istemekten ibarettir. Şeytanın son nefeste insanla uğraşmasını püskürtmek için okunacak duâdır.

Şirkten Korunma Duası

Sirkten_Korunma_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Bismillâhirrahmanirrahim,
Allâhumme innî eûzü bike, min en üşrike bike şey’en ve ene a’lemü ve estağfirüke limâ lâ a’lemü. Allâhumme innî asbahtü üşhidüke ve üşhidü hamelete arşike ve cemîa
halgıke bi enneke entellâhu lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke, estağfirüke ve etûbü ileyke ve eşhedü enne Muhammeden abdüke ve Resûlüke.

Türkçe Anlamı:

Allah’ım, herhangi bir şekilde şirk koşmaktan Sana sığınırım. Ben bilirim ve istiğfar ederim. Bilmeyerek yaptığım hatalardan da Sana istiğfar ederim.
Sana şehâdet ederek, sabahladım. Arşını yüklenenlere ve bütün mahlukatına şahadet ederim ki Sen Allah’sın. Senden başka ilah yoktur. Ancak Sen varsın. Teksin, şerîkin yoktur. Senden mağfiret taleb ederim. Sana rucû ederim. Ve şehadet ederim ki, Muhammed Senin kulun ve Resulündür.

Açıklama:

Bu duâya istiğfar duâsı da denir. Buna devam etmek, günahlarımızı dökmeğe ve bizleri anadan doğma günahsız yapmaya sebep olacaktır. Ancak, inanmak ve sağlam itikatla buna devam etmek lâzımdır.

İsm-i Azam Duası

Ism-i_Azam_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Bismillâhirrahmartirrahim:
Lâ ilâhe illâllâhül Celîlül Cebbâr,
Lâ ilâhe illâllâhül Vâhidül Kahhâr,
Lâ ilâhe illâllâhül muttaliğüssettâr,
Lâ ilâhe illallâhü hâlikulleyli vennehâr,
Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerike lehü, ilahen vahiden ve nahnü lehü âbidûn.
Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerike lehü ilâhen vâhiden ve nahnü lehü hâmidûn.
Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerike lehü ilâhen vâhiden ve nahnü lehü şâkirün.
Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerike lehü Muhammedün Resûlullâh, yâ Hayyü yâ Kayyûmu ve salavatullâhi alâ hayri halkıhi Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn.
Eşhedü enneke Rabben hâliken, Allâhumm’ağfirlî yâ Allâh, yâ Allâh, yâ Allâh. Bi rahmetike yâ Erhamerrâhimîn.

Türkçe Anlamı:

Allah’tan başka ilah yoktur. Ancak, Celil ve Cebbar olan O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. Ancak bütün kullarının hallerine vakıf olan ve kusurlarını örtbas edendir.
Allah’tan başka ilah yoktur. Gece ile gündüzü halkeden O’dur.
Allah’tan başka ilah yoktur. Tektir, şerîki yoktur, tektir ve birdir.
Biz O’na hamdü senâ ederiz.
Allah ‘tan başka ilah yoktur. Ancak O vardır; tektir, ortağı yoktur. Tek bir Allah’tır. Biz O’na ibâdet ederiz.
Allah’tan başka ilah yoktur. Ancak O vardır; tektir ve ortağı yoktur.
Tek bir ilâhtır. Bizler O’na şükrederiz.
Allah’dan başka ilah yoktur. Allah tektir, ortağı yoktur, Muhammed O’nun Resulü’dür. Hay ve Kayyûm O’dur.
Allah’ın rahmeti mahlükatının en hayırlısı olan Muhammedin âl ve ashabının ve hepsinin üzerine olsun.
Şehâdet ederim ki Sen hem Rabbimiz ve hem de Hâlikimizsin.
Allah’ım, beni mağfiret eyle, ey Allah, ey Allah, ey Allah Rahmetinle beni yarlığa. Zira, Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.

Açıklama:

Bu duâya İsmi A’zam duâsı denir. Bunun tesiri çok büyüktür. Ekseri bu duâ sıkıntılı zamanlarda, akşam ve sabah saatlerinde yapılır. Cenab-ı Hakka sığınma/yalvarma ve yakarmanın en canlı tablosunu teşkil eylemektedir. Bunun için biz bu duâya, hele bu zamanda devam etmemiz yerinde olacaktır.
Mümkün ise, bu duâ abdestle okunmalı ve ihlâsla buna devam edilmelidir. Hiç şüphe yoktur ki, insan bu duayı cânu gönülden okumaya devam ederse, vücudunun içi, dışı nurlanacağı gibi bilhassa, gözleriyle baktığı etrafı nur kesilecektir. Her gördüğü şey nur olacaktır. Gönlün ve kalbin nurlanması bunduâ ile mümkündür.

Şeytandan Korunma Duası

Seytandan_Korunma_Duasi

Türkçe Okunuşu:

Rabbena lâ tüziğ kulûbena, ba’de iz hedeytenâ ve heblenâ min ledünke
rahmeten inneke entel vehhâb. Îlâhî nercü rahmeteke ve nahşâ azâbeke.
Allâhumm’ahfaz imanena mineşşeytanirracîmi fi cemi’i umrina siyyemâ min selbihi vaktennezği bi bereketi Kur’anil-Azîmi ve bihürmeti Resûlikel-Kerîmi bi rahmetike yâ erhamerrâhimîne.
Allâhumme yâ veliyyel islâmi, mütemessiken bil islâmi hattâ nelkâke bihi

Türkçe Anlamı:

Ey bizim Rabbimiz, Sen bizi doğru yola hidâyet ettikten sonra kalblerimizi şek ve şüpheye meylettirme. Senin indinden yalnız rahmet olan istikamet üzere olmamızı nasib et. Muhakkak Sen herkesin muradlarını vericisin. Allah’ım, rahmetini umar ve azabından korkarız.
Allah’ım, Kur’an-ı Azim’in bereketiyle ve Rasûl-i Ekrem’in hürmetiyle bizim imanımızı ölüm gelip çatıncaya kadar bütün ömrümüz boyunca lanetlenmiş şeytandan muhafaza eyle, lutuf ve kereminle yâ Erhamerrâhimin. Allah’ım, ey İslâm ‘ın koruyucusu, Sana kavuşuncaya kadar bizi İslam ‘dan ayırma.

İmam-ı Taberani’nin Tevhid Hakkındaki Duası

Taberani_Tevhid_Hakkinda_Duasi1

Türkçe Okunuşu:

Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.
Lâ ilâhe illallâhü velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

Türkçe Anlamı:

Allah’ıan başka ilâh yoktur. Tektir, şerîki yoktur. Hamd O’na mahsustur. O her şeye kadirdir. Mülk O’nundur.
Allah ‘dan başka ilâh yoktur. Kuvvet ve kudret ancak Aliy ve Azîm olan Allah’a mahsustur.

Açıklama:

Bu duâ sabah namazından sonra, en az 10 defa okunmalıdır. Bilhassa namazlardan sonra okunması tavsiye edilmektedir. Cenab-ı Hakk’m lütfü keremi, kuvvet ve kudreti, yardım ve  merhameti bu mübârek dua ile istenmelidir. Hülâsa her duânın ayrı ayrı özelliği vardır. Ve her duâyı okumak için belirli zamanı vardır. Onu tâkip etmek yerinde bir harekettir.

İnşirah Suresi 2. ve 3. Ayet – Okunuşu, Meali ve Tefsiri

94-2 94-3

İngilizce Meali:
2. And relieve you of the burden -
3. Which had broken your back?

Meali :

Elmalılı-orijinal 94:2
Ve indirmedik mi senden o bârını?
Elmalılı-orijinal 94:3
Ki zâr etmişti bütün zahrını?

Elmalılı 94:2
Senden yükünü indirmedik mi?
Elmalılı 94:3
O senin sırtını ezen yükü.

DiyanetMeali 94:2-3
Belini büken yükünü üzerinden almadık mı?

DiyanetVakfı 94:2
Yükünü senden alıp atmadık mı?
DiyanetVakfı 94:3
O senin belini büken yükü .

Ömer.N.Bilmen 94:2-3
Ve senden yükünü indirmedik mi? Öyle ki, senin sırtına pek ağırlık vermişti.

İbni Kesir 94:2
Yükünü üzerinden atmadık mı?
İbni Kesir 94:3
Ki o senin belini bükmüştü.

Besirul Kur’an Tefsiri:

2-3. “Senin belini büken yükünü üzerinden almadık mı?”

         Bir de senin sırtından yükünü almadık mı? Ki o yük senin belini çatır çatır çatırdatmış, sırtını gıcırdatmış, belini bükmüş, bel kemiklerini gevşetmiş, sırtını zayıflatmış, sırtını ezmişti.

Rabbimizin indirdiği bu yük konusunda bazı müfessirler demişler ki, efendim Allah’ın Resûlü nübüvvet öncesi bir kısım günahlar işlemişti, bazı hataları olmuştu da peygamberlik sonrası işte bunların hacâleti altında, üzüntüsü içinde bulunuyordu da Rabbimiz onları indirdiğini, bağışladığını anlatıyor demişler. Yani buradaki Rabbimizin indirdiği vizr kelimesini günah olarak anlamışlar. İşte nübüvvet öncesi işlediği bu günahlarından ötürü Allah’ın Resûlü çok üzülüyor, çok sıkılıyordu da Allah bunları affetti, onun omuzundan onları indirdi demişlerdir.

Bu çok yanlış bir anlayıştır. Zira Rasûlullah Efendimizin hayatı Peygamberliğinden önce de tertemizdi. Allah’ın Resûlü Kureyş’in gözlerinin önünde doğup büyümüştü. Çocukluğu, gençliği onların arasında geçmişti. Çocukluğundan beri onun hayatına muttali olan, tüm geçmişini bilen Kureyş ona bir tek günah bile isnat edememiştir. Eğer böyle bir fiyaskosunu bilselerdi bunu ayyuka çıkarırlardı. Seni şöyle şöyle yaparken görmedik mi ey Peygamber? Seni falan zaman şu şu günahları işlerken yakalamadık mı? Şimdi böyle bir geçmişin sahibi olarak bize neler söylüyorsun? derlerdi. Ama Rasûlullah Efendimizin can düşmanları olan Kureyş müşrikleri zerre kadar bu konuda ona bir şey isnat edememişlerdir. Rabbimiz da Yunus sûresinde Rasûlullah Efendimizin Nübüvvet öncesi hayatının temizliğine şehadet etmektedir:

         “Ey Muhammed, de ki: “Allah dileseydi ben onu size okumazdım, size de bildirmemiş olurdu. Daha önce yıllarca aranızda bulundum, hiç düşünmüyor musunuz?”

         (Yunus 16)

De ki ey peygamberim: “Eğer Allah dileseydi ben bunu size okumazdım. Allah dileseydi ben bunu size duyurmazdım. Allah dileseydi bu Kur’an’ı size bildirmez ve öğretmezdim. Size risâletten söz etmezdim. Muhakkak siz de biliyorsunuz ki ben daha önce aranızda bir ömür boyu yaşadım. Çocukluğum, gençliğim aranızda geçti. Bundan önceki hayatımı biliyor ve tanıyorsunuz. Bundan önce size bu tür şeylerden bahsettiğim oldu mu? Daha önce din, iman, kitap, vahiy gibi şeylerden hiç söz ettim mi? Düşünmüyor musunuz?

Veya daha önce benden utanacağım bir davranışa şahit oldunuz mu? Akıllarınızı kullanmıyor musunuz? Gerçekten de Allah’ın Resûlünün risâlet öncesi kırk yılı onların arasında geçmişti. Bu dönem içinde senelerce Allah’ın Resûlü’nün Allah bana vahyediyor, bana vahiy geliyor dediği hiç görülmemiştir, duyulmamıştır. Ne göklerden, ne Allah’tan, ne gaybdan, ne cennetten, ne cehennemden, ne dirilişten, ne hesaptan, kitaptan, ne geçmişten, ne gelecekten bir gün bile olsun tek kelime söz söylememiştir. Çocukluğundan itibaren herkesin sevip saydığı çok iyi bir insandı, ama kendisine Rabbi tarafından vahiy gelene kadar toplumun yönünü belirleyecek, uçuruma doğru giden toplumunu kurtuluşa götürecek bir bilgisi olmadığı için de hiçbir şey diyemiyordu.

İşte Rabbimiz buyurur ki, kırk yıl sizin aranızda büyümüş, bun-dan önce bu konularda size tek kelime bile söylememiş, hayatında yüz kızartıcı, başını önüne eğdirecek bir tek fiyaskosu olmamış bir peygamberin bu geçmişi onun peygamberliğinin en büyük delilidir diyerek o insanları bu konuda düşünmeye çağırıyordu. Diyordu ki, ne gördünüz onda? Hangi günahına, hangi yüz kızartıcı durumuna muttali oldunuz?

İnsanlar onun böyle bir şeyine şahit olamadıkları gibi Allah’ın Resûlü tenhada da günah işleyecek bir yapıda değildi. Kaldı ki eğer tüm Kureyş’i atlatıp onların göremeyeceği bir tenhada günah işlemiş te onun sıkıntısı altında olmuş olsaydı, o zaman bu günahı asla Allah’tan gizli kalmayacağı için Rabbimiz onun önceki hayatının temizliğine şehadette bulunmazdı. Eğer Allah’ın Resûlü tüm insanları atlatarak gizlice günah işleyen birisi olsaydı elbette Allah onu savunup insanlığa örnek yapmazdı.

Öyleyse buradaki vizr günah değildir. Bu vizr ağır yük demektir. Bunu şöyle anlamaya çalışıyoruz:

1. Sûrenin önceki bölümünde de zikrettiğimiz gibi Allah’ın Resûlü kavmini, Mekke toplumunu koyu bir cehalet içinde gördükçe çok üzülüyordu. İnsanlar cansız putlara tapınıyor, şirk adam boyu yükselmiş, ahlâksızlık ve fuhuş toplumu boğacak hale gelmiş, kuvvetliler zayıfları eziyor, kız çocukları diri diri topraklara gömülüyor, toplum ya-ratıcılarından habersiz süratle cehenneme doğru yuvarlanıyordu. Bütün bu durumları gören Allah’ın Resûlü çok üzülüyordu. Bu korkunç fesadın önünü alabilecek bir çare, bir yol bilemiyor, bulamıyordu. İşte bu çaresizlik onun belini büküyor, sırtını çatırdatıyordu. İşte Rabbimiz de ona bir kitap, bir şeriat indirerek yol gösterdi ve sırtındaki o yükü indiriverdi.

Veya meselâ önceleri Allah’ın Resûlü bu dinin hâkimiyetinin, bu dinin yayılmasının sorumluluğunu kendi omuzlarında hissediyor ve bunun derdiyle beli bükülüyordu da daha sonra gelen âyetlerle Rab-bimiz bu dinin hâkimiyetinin, bu dinin yayılmasının  bizzat kendisine ait olduğunu, Peygamberinin böyle bir sorumluluğunun olmadığını anlatarak Rasûlullah Efendimizin omuzlarındaki yüklerini indiriyordu.

Veya yine daha önce de ifade ettiğimiz gibi Allah’ın Resûlü kendisine gelen âyetleri ezberlemeye çalışıyordu. Bunun sorumluluğunun kendisine ait olduğunu zannediyor ve bunu kendisine dert ediniyordu. Bunu sırtında bir yük ve sorumluluk biliyordu da, Rabbimiz gönderdiği daha önce okuduğum âyetleriyle: “Peygamberim! Sen yo-rulma! Sen bunu dert edinme! Gelen âyetleri, sûreleri ezberleyeceğim diye dilini hareket ettirip durma! Sen nötr ol! Sen Bizim elçimizin oku-yuşuna tabi ol! Şunu kesinlikle bilesin ki Biz sana okuyacağız ve sen öğrenmiş olacak ve asla unutmayacaksın! Biz onu, o Kur’an’ı senin beynine kazıyacak, kalbine nakşedeceğiz!” buyurarak onun bir yükünü daha indiriyordu.

Bir de Allah sevgilisine onun yükünü hafifletecek, onun derdini ve dâvâsını paylaşacak arkadaşlar, dostlar, sahâbeler verdi. İnananlar verdi Rabbimiz ona. O kadar ki, onun dâvâsı uğruna kendi çocuklarından, çoluklarından, mallarından, mülklerinden, doğup büyüdükleri öz vatanlarından bile vazgeçebilecek kadar sevgilinin yoluna baş koyabilecek sevgililer verdi. Bu kadar çok ve samimi havari hiçbir peygambere nasip olmamıştı. İşte Rabbimiz onun yükünü omuzlayacak, onun yükünü ve dâvâsını paylaşacak bu sahâbeleriyle omuzlarındaki ağırlığı indirip hafifletiverdi.

Meselâ Hz. Îsâ (as)’ın tüm havarilerinin adedi on bir kişiydi. Bunlardan biri de isyan edip Hz. Îsâ (as)’yı ele vermeye teşebbüs et-mişti. Şimdi onun yanında bir de Rasûlullah Efendimize verilenleri dü-şünün.

Daha önce hiç kimseye nasip olmayacak biçimde Rabbimiz Peygamberine yardımcılar verdi. İşte bu cemaat, bu ümmet, bir Peygamberin yükünü hafifleten, derdini ve sorumluluğunu paylaşan en büyük destektir.

Şunu göz ardı etmeyelim ki eğer bizler de Rasûlullah Efendimiz kadar bu mübarek yükü çekmeyi iliklerimize kadar hissedersek elbette Allah bize de yardımcılar gönderecektir. Bizim sorumluluk an-layışımız, bunu dert bilişimiz bu kadarmış ki Allah bu kadar yardımcı göndermiş. İşte Peygamberin yükünün indirilmesini böyle anlıyoruz. Allah bizi de aynı şuura erdirsin de o şuurumuz sonucunda bize de yardımcılar göndersin inşallah.

Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri:

2. Ve senden yükünü indirmedik mi?.

2.    (Ve) Ey Son Peygamber!, (senden yükünü indirmedik mi?.) Yâni: Peygamberlik vazifesini yapma hususundaki zorlukları gidererek seni kolaylıklara eriştirdik, tam bir muvaffakiyetle o pek mühim, yüce vazifeni yerine getirmeye güç yetiriyorsun.

3.  Öyle ki, senin sırtına pek ağırlık vermişti.

3.        (Öyle ki:) O üzerine almış olduğun peygamberlik görevi, o manevî yük (Senin sırtına pek ağırlık vermişti.» sonra ilâhî bir yardım olarak o ağırlığı duymaz oldun, o lan sî vazifeyi tam bir kolaylıkla yapmaya muvaffak bulundun.

Evet Yüce Peygamber, risâletin başlangıcında ne kadar heyecanlar içinde kalmıştı, halka dini hükümleri bildirmeğe çalışıyordu. Bir takım inkarcıların hâllerinden dolayı pek üzüntülü bulunuyordu, fakat Cenab-ı Hak, o mübarek Peygamberine manevî bir güç ihsan buyurdu, artık risâlet vazifesini manevî bir zevk ile yapmaya devam ederek bir nice muvaffakiyetlere nail oldu.

“Inkaz” siklet, ağırlık vermek, yükün sırta ağırlık vererek kemikleri gizlice çatırdamaya getirmesi demektir.